Kaydetmek konusunda bir takıntım var, iş hayatımda her şeyin kayıt altında olmasını isterim, bazen ekip arkadaşlarımı durdurur defterlerine bakarım, onların da kaydetmesini isterim.
Kayıt bizi özgürleştirir, kayıtlar bir organizasyondaki ayrı her kişiyi bir bütün haline getirir. Kayıt geçmişi okumamızı, özetlememizi ve bu özetler sayesinde daha detaylı anlamamızı sağlar. Kayıt, bize bu dünyada iz bırakmışız gibi hissettirir. Kayıt, denetim yapmamızı sağlar, hatalarımızı engeller. Kayıtlar sayesinde bir şeyler öğreniriz.
Bir sincap yada köpek; bir yere gömdüğü yemeğini (belki kemiğini) hatırlar, oraya gelecekte yine gidip, yine kazarsa yemeğini bulur ama önce yemeğin nerede olduğunun bilgisini tuttuğu zihnini kazıp bu bilgiyi çıkarır. Hayvanlar kendi hafızalarındaki kayıtlara ulaşabilir ancak bunu paylaşamaz. İnsanlar ise bir yere bir şey gömdüğü zaman, bunun bilgisini zihninden çıkarıp başka bir insana aktarabilir. Bu mükemmel bir şey, aslında bizleri bir bütün haline getiriyor, hatta zihinlerimizi birbirine bağlıyor.
Tabi insan bununla yetinmiyor, bu bilgiyi başka bir insana aktarmak yerine, zamana yenik düşmeyen -unutmayan- başka bir şeylere yazabiliyor, bilgiyi yayabiliyor. İşte böylece daha kompleks toplumsal ilişkiler, daha büyük organizasyonlar ve kümülatif bilgi ilerlemesi sağlanabiliyor.
Ya evet baya boş konuştum, kısacası kayıt etmek benim için inanılmaz keyif verici bir şey. Ben de her şeyi kaydetmeye çalışıyorum. Bu kayıtlarımı da paylaşmak istedim, sonuçta ben bir sincap değilim. İşte bu blog da böyle doğdu.
Kayıtlarımı yazarak ve çizerek yapmayı tercih ediyorum, sayfalar arasında gezerken gördüğüm çizimlerim o anı film gibi gözümün önüne getiriyor, tabi ki sizleri böyle etkilemeyecektir. Yine de her çizim biraz kriptik -şifresi çözülmesi gereken- bir şey olduğu için bence bakması keyiflidir. Kriptik olması önemli, bugün artık matematiksel olarak kaydedilen bilgiler (foton sensöre düşer ve bir değer üretip pixele yazılır…) kaydı yorumlamamızı engelliyor. Sonuçta bilgi gerçeğe çok yakın, ancak bu işin eğlencesini de ortadan kaldırıyor. Birinin zihninden geçip yazılıp-çizilen şeylerin matematiksel hata payı inanılmaz yüksektir, bu da o eseri okumayı çok keyifli kılar, herkes farklı bir şey anlar ve biraz da şifre çözmeye çalışır.
Umarım, gözlerimden zihnime, zihnimden ellerime uzanan bu kayıtları tuttuğum defterleri okumaya değer bulursunuz. Metelog’a hoş geldiniz.

Ben Kimim?
Adım Metehan Gürsu, 1998 Mart Fethiye doğumluyum. Çocukluğumu, liseye kadar, Fethiye’de geçirdim. Lise için İzmir’e gittim ve İzmir Fen Lisesinden mezun olup, mimar olmaya karar verdim. İTÜ Mimarlık Fakültesinden 2021 yılında mezun oldum. O zamandan beri Muğla Menteşede aile şirketimizin bir bölümünü yönetiyorum.
